08 Şubat 2009 Pazar

Resim Mesim

Son zamanlarda, daha doğrusu son yıllarda küstürdüğüm bir yeteneğimden bahsetmek istedim sevgili blog. Gecenin bu saatinde hemi de, evet n'olmuş?

Art for art's sake, demiş koskoca bir akın. (Sanat sanat içindir)
Lakin bizim buralarda işlemez akın makın. Karnımı doyurur mu, doyurmaz. De get öyleyse senle işim olmaz'cıların çoğunluğu oluşturduğu bir ülkede soluk alıyorsan hele..

Çok küçükken başladı meaaceramız. Üç yaşında falan olabilirim. Kimse üç yaşındaki halini net hatırlamaz. Benim de bölük pörçük fragment'lar kalmış zaten aklımda (yoğsam yazıya direkt, "ben bir dahiyim sevgili blog" diye başlardım).

Okul öncesi dönem, hem de baya öncesi yani. Ablamı okula yollayıp evdeki her şeyin (Lauren bebek de dahil) birkaç saatliğine de olsa tamamen bana ait olmasının zevkini yaşıyorum doruklarda.

Evet o zamanlar başlıyor resim tutkum..

Şimdiki ebeveynler hakikaten çok bilinçli. Sanırım çocukluğumla ilgili en çok, işinden arda kalan vaktini bizimle en iyi şekilde değerlendirmeye çalışsa da bize asla yetmemiş olan annemin, resimlerimi saklamamış olmasından pişmanlık duyuyorum. Bu benim pişmanlığım değil, olmamalı; ama onu da suçlayamıyorum tamamen. Zamanın gerektirdiği türden bir "gamsızlık"tı sanırsam bu. Ya da daha o zamanlarda göstermişti kendini, içinde doğduğum memleketin genel portresinin "sanat"a verdiği büyük (!) ehemmiyet!

Babam der ki, günlerce uğraştık.. bir iş için laboratuardan getirdiğim ve çekmecemde sakladığım özel asetatlı kalemlerle boydan boya boyadığın yeni badana yapılmış salon duvarlarını temizleyebilmek için. Üstelik babamdan da felaket çekinirdim; ondan çekinmemiz, fazla yüz bulmamamız, ona saygı duymamız gerektiği bilinciyle yetişmiştik çünkü. Nasıl bi sanat aşkıysa, saygı korku falan sallamamışız..

Sonra ilkokul başladı. Benim ilgimi çeken bir yanı yoktu okulun, hatta ilk denemede başarısız olup (bildiğin okuldan kaçıp) ikincisinde de zorla tutturabilmiştik dikişi. Yanımda babaanem de olduğundan bu defa, daha bi rahattım alışmak için. Bir nedenim vardı. Ve çok iyi hatırlıyorum, babaanemle durmadan resim yapardık. Diğer derslerde ölesiye sıkılırken resim dersi gelince bir başka kimliğe bürünürdüm. Sonraki yıllar ise, sınıf ve bilumum okul arkadaşlarımın, onlara sıkıcı ve gereksiz gelen resim derslerinde önüme, çizmem için sıraladıkları kocaman kağıtları doldurma çabasıyla geçmiş idi. Hiçbirinde de yakındığımı hatırlamam. Hepsinde ayrı bir dünyaya yolculuk ederdim nitekim. (Patates baskısında değil elbet, olm! Onda karnım acıkırdı sadece şlskdad)

Fanlarım öyle çoktu ki, okul andacında dahi "güzel resim yapan" kız diye tanımlanmış idim, vay be!

Sonra sonra baktım ki olay akademik boyuta yükselecek gibi değil (abi boşver güzel sanatları, torpil gerekir/ hem resim öğretmeni olup nolucan, en aşşağılanan branş o okullarda -lanet olsun ki evet-), hem hayallerimden hem yeteneğimden vazgeçtim. Bir çocuğun en sevdiği oyuncağından koparılması gibi, zorla. Parçalana parçalana..

Küstürdüm onu. Hele bir de sanal dünya girince işin içine, klavyeden ayrılamaz olan elim unuttu karakalemin büyülü kokusunu, dokunmaya kıyamadığım bembeyaz resim kağıtlarını, rengarenk boyaları, o bambaşka hayal alemini.

Şimdi istesem de olmuyor. Derslerini sıkılarak dinlediğim Vatandaşlık bilgisi, Matematik, Din Kültürü, Coğrafya kitaplarının boş yerlerine doldurduğum suratlar bile bir tuhaf bakıyor artık iki çizik atmaya kalksam.

Şimdi bu yetenek, Ege'ye helikopter, fil, pasta, kaplumbağa model VW, Spiderman, Galatasaray logosu, vesaire çizmeye yarıyor bir tek..

Bu ülkede sanatçı ruhuyla doğmanın pek bir olayı yok kısacası.
Yetenek, değerli elbet. Ama kullanılmasına imkan ve uygun alan varsa. Ve destekleyen birileri elbet (maddi & manevi).

Ara ara o bana ışık yakıyor, ben ise o ışığı söndürmemeye çalışabiliyorum "sadece"..

0 yorum: