04 Ocak 2009 Pazar

Geçmişe Mazi Demek

Çok acımasız ve bencil bir tabirdir bence. Geçmiş, özlemle anılan güzel günlerin bileşiminden oluşuyorsa üstelik..

Geçenlerde anneannemin evinde kaldım. Yok hayır, kendisi ne yazık ki artık bu dünyada ikamet etmiyor; on yılı aşkın süredir. Aslında tam olarak nerede ikamet ettiği de bir muamma. Vefatından sonra bi süre boş bırakılıp ardından bir tanıdığa kiralık olarak verildi ev. Hatırlayamayacağım kadar çok hatıra da onunla beraber yeni bir sayfa açmaya yeltenmiş meğer yeni sahipleriyle yıllar önce.

Tekrar gidince fark ettim.

O sokak. Her yerinden tarih fışkıran.. Eski çeşme.. Dışarıya bakmaya doyamadığımız pencere.. Annemin çocukluğu, gençliği.. Dayımla beraber civcivlerini gömüp üstüne işedikleri bahçe.. Nefis meyveler veren nar ağacı.. Saksılık.. Ecza kutusu.. Beyaz renkli mutfak dolapları.. Çocukluğum??



Deli melahat’ın evinin yarısından çoğu yıkılmıştı. (Deli dememin vardır elbet bir nedeni. Hatun, biz her ne zaman top oynasak direkt gelip keserdi. Her daim pıçakla gezen birine akıllı da denmez be kardeşlik!) Cepheden bakınca sadece iki kel pencere, bir harabe halde kapı ve masmavi gökyüzü kalakalmıştı geriye. Üzüldüm. Sonra aynı akıbete, anneanemin can dostu Fatma teyzenin perili evinin de uğramış olduğunu farkettim. Sürekli kapalı halde duran pencerelerin beyaz perdeleri kendiliğinden kımıldıyor şu rüzgarsız yaz gününde diyerek sokak sokak kaçtığımızı bilirim. Hem annem daha bi güzel anlatır; evin hemen yanında yer alan caminin bahçesinde asırlardır yatmakta olan Hasan dedenin.. anağğm neyse. Yazarken tırstım..
Mahellenin çoğu, Giritlilerin.
Anneannem onlardan biri değildi; ataları göçebe olan bir aileden geliyordu (gözlerin çekik ve alabildiğine yumuk, elmacık kemiklerinin de çıkık oluşu bir ipucudur mesela genetik deşifresinde) ama gerektiğinde tam bir Giritli olurdu. Ocağından ot yemekleri eksik olmazdı. Ve elbet zeytinyağı!! Her hafta sonu, kendimize yetecek büyüklükte olan (ve şu an yerinde yellerle beraber Evka 3’ün estiği) zeytinliğe gider, yediden yetmişe, yağmur çamur demeden zeytin toplardık ve iş bitince yağhaneden ganimetlimizi sırtlanır tutardık evlerin yolunu. Hafta sonu ödevlerini, zeytinlikte yaparak geçmişti benim çocukluğumun büyük kısmı, renkli kilimin üstünde. Hatta ilkokul ikinci sınıfa giderken orada Türkçe kitabımı unutup saatlerce ağladığım günü dün gibi hatırlarım.

Zeytinlik artık yok. Profesörler sitesi var onun yerine, son moda güzellik salonları, zengin bebelerin gittiği ve içinde neredeyse sadece Disneyland’in eksik kaldığı kolejler var. Bir zamanlar güç bela tırmandığımız çamurlu yamaçlara lüks evler yapılmış. Babamın minyatür radyosundan gelen maç sesleri yerine trafiğin itici gürültüsü yükseliyor. Kozalak topladığımız çam ormanına artık son moda jipler park ediliyor. Bazen çıkın ulan diyesim geliyor. Orası bizim zeytinliğimiz!! Elimizden bin bir ısrar, oyunla alarak köşeyi döndüğünüz, karşılığında da iki kel evi layık gördüğünüz tarla hani!!.

Anneannemin mahallesi de olmayacak artık. Merkezden yıkım çalışmalarına çoktandır başlamış olan müteahhit yakın zamanda oraya da gidiyor. İğrenç ellerinin ulaşamayacağı delik yok sanırım yeryüzünde. O asırlık evler yıkılacak ve sevimsiz yüksek binalar dikilecek tepemize.. Alışveriş merkezleri yapılacak Ömer bakkalın bulunduğu yere. Cici bebenin evi park olanı olacak belki de. Birbirinin neredeyse aynısı olan daracık sokaklarda kaybolma olasılığım sıfıra inecek çünkü bir daha gitmeyeceğim oralara..

Oysa misal Safranbolu, Bozcaada, Ürgüp, Mardin, Şirince, geçmişten günümüze tek çivi çakılmadan aynen muhafaza edilebilmiş evlere, sokaklara sahip. Yüz yıllar önce yaşamış bir kaymakamın konağındaki el havlularına, damacanalara, gaz lambalarına, gelinliklere, beşiklere ve hatta iğne ipliğe dahi dokunulmamışken,

Biz neden durmaksızın betonlaşmaya ve dolayısıyla çirkinleşmeye ısrarla devam ediyoruz?
O hayatların hiç mi kıymeti yok? Sahipleriyle beraber toprağın altına girmek mi kaderleri?

Neyse ki anneannemden geriye şunlar kalmış olacak elimde ondan yadigar…


Sırasıyla:

1- Annemin çocukluğunu dahi görmüş olan ve dün gece elektrikler kesildiğinde (her elektrik kesintisinde) yaktığımız emektar gaz lambası.

2- Anneannemin evinde bulduğum paslanmış kilit ve afilli anahtar (anahtar sanırım elbise dolabına aitti)

3- Okuma yazma bilmediğinden resmi evraklara parmak ya da mühür bastığından anneannemin şahsına ait olan damga (ki ismi, "Minire" şeklinde yanlış yazılmıştır), tahta makara, ve bir üstteki kilit.

4- Anneannemin bize verdiği en son harçlık. Yüz bin lira. Büyük para...

5- Evinin vazgeçilmezleri, eski radyo ve saat. Radyo canı isteyince çalışırdı fakat bu saat ben bildim bileli zamanı hiç şaşmaz..

Zamanın acımasızlığını da en iyi o anlamıştır sanırım.

0 yorum: