18 Aralık 2008 Perşembe

Kitaplar Masallar Filmler...

Bu, bir şarkı sözü (bkz. Feridun Düzağaç) (bkz. Kara Kara) ve ben, ruh halime çok uygun buluyorum bu satırı..

Son zamanlarda hakikaten bir "kitaplar ve filmler içinde kaybolma" durumu söz konusu benim tarafta. (Aynı performansı masallar için gösteremiyoruz elbet=) Durmaksızın kitap okuyup film izleyebilirim, ki uykumdan kısıp yapmaya çalışıyorum bu eylemi, nitekim bir de halihazırda bitirilmeyi bekleyen kitap çevirisi var.

Yapım gereği en son ve popüler olan kitaplar/filmler pek ilgimi çekmediğinden eskilere dadanma eğilimi göstermişimdir hep. Yani popüler kültürün etkisinde kalınmış bir dönem elbet geçirilmiştir (hemen herkesin hayatında) ama yaşla beraber kişilik de oturunca ister istemez değişir bu durum. Değişiyor! Mesela izlemediğim birbirinden harika onlarca (kült denilebilecek) film buldum şu son birkaç aydır. Her akşam bir tanesini izlemeyi bir gelenek haline getirdim. Zeki Demirkubuz dehasının farkına varıp Ferzan Özpetek'e bir kere daha, yeniden aşık oldum..

Demirkubuz, tuhaf bir adam. Kendimden çok şey buluyorum üslubunda. Bunu burada neden yapmış diye soramıyorum çünkü o öyle istemiş diyorum. Kişiliği bu! Adam sıradan değil işte! C Blok gibi bir film yapmış Türkiye gibi hala ahlaksal değerlerinden sıyrılıp kabuğunu kıramamış bir ülkede (filmi ablamla beraber izlemek durumunda kalmak, apayrı bir komedyadır).

Sonra Masumiyet ve Kader'i yapmış. Hayatımda ilk kez, iki filmi zamanında sinemada izlememiş olduğuma şükrettim. Masumiyet, 99'da yapılmış. Kader ise ondan yıllar sonra, 2006'da gelmiş. Ve ironiktir ki bıçak gibi kesen tek taraflı bir aşk hikayesinin en son halini Masumiyet, ilk halini Kader yansıtıyor. Yani kalıbına uydurmak için Kader'i önce, Masumiyet'i sonra izlemek gerekiyor ki ben aynen öyle yaptım bihaber olsam da konudan. Bu da benim kader çizgimde yazılıymış deyip kendi kendime güldüm hatta daha sonra.

Sanırım Bekir ve Uğur'un hikayesi çok derinden etkiledi beni. O nasıl bir aşktır ey Bekir!! Nasıl bir sabır, ne yürekten bağlılık, deli cesareti!! Kimse kimseye o denli aşık olmamalı arkadaş!

Bir Sıvacı Ahmet vardır bizim buralarda. Yarım akıllıdır; dayımla beraber uzayda damacanayla su satmayı filan planlar, anama çarşının ortasında iç çamaşırı hediye etmek ister vs. Büyükler der ki bu Ahmet çok akıllıymış önceden, Bornova'daki hemen her evin sıvasını yapmış bir adamdan bahsediyoruz. Sonra ne olduysa bir kıza vuruluyor Ahmet. Kızı vermiyorlar. Kara sevda oluyor bizimkinde. Hoop Manisa, Bakırköy derken ver elini özgür sokaklar. Şimdi her allahın günü dükkanlarına uğradığı esnaf üç beş vermezse hali yaman Ahmet'in.. Neden?

Aşk yüzünden..

İşte Bekir de Ahmet gibi aynen. Değer mi ulan bi orrrospu için?! Değer mi ha?!?!

(Demirkubuz bozdu beni, küfrü sevmeye başladım. Keşke her sinirimizi hoplatanın yüzüne karşı kolaylıkla okkalı bi küfredebilsek ama. Bu konuda son zamanlardaki yeni gözdem, pek sayın Gökçek mesela.)

Bu gece, Bekleme Odası'nı izliycem. O nedenle aceleyle yazıyorum yazımı. Çok da merak ediyorum çünkü filmde, Kader'de gördüğüm ve hayranlığımı kazanmış olan arıza adam Ufuk Bayraktar oynuyor. Hazır sözünü etmişken bu çocukceğiz, kendi halinde bir kahveciyken (evet yanlış duymadın) Zeki bey tarafından keşfedilmiş ve o gün bugündür oyuncu. Arada kahveye takılıyormuş ve birkaç gün ortalıkta görünmedikten sonra merak edip soranlara "abi Cannes'daydım da" diyormuş.

Yirim.

0 yorum: