28 Kasım 2008 Cuma

Once Upon A Time in Çandarlı

Bugün Çandarlı'daydım. Hafif serin bir öğleden sonra tımarhaneye dönmüş bir arabanın içinde bir bıçık (½) saat süren yolculuğun ardından, o çok sevdiğime kavuşmuştum yine. Önce pazarına uğradık, çevre köylerden gelen yörük teyzelerden domatiz, patlıcan, çıntar, süzme yoğurt, kavun filan aldık. Akşama ziyafet çekmeliydik bir de, pazar alışverişi bitince balıkçılara çevirdik istikameti. Uyuşuk kediler eşliğinde balıkların ayıklanmasını bekledik, bu meyanda İzmir'deki ılıman havayla burada da karşılacacağını umud eden kıçlarımız soğuktan dondu. Ve 15.00 suları, evdeydik. Hemen ablamla beraber bahçelere daldık.
Çiçekleeerrr!.. Çiçekler her zamankinden daha güzel göründü gözüme, yaprakları sararmış lakin çiçekleri aynı renk kalmıştı çoğunun. Sakız sardunyalar, ayaza inat hala parlak yeşildi yalnız. Saksılardan yabani otları temizleyip, ısırganlar tarafından da bir güzel kurban edilip etrafta şöyle bi tur attık..

Deniz, sahil, kayalıklar, şantiye binası, bekçi kulübesi, teraslar, balkonlar, evlerin içi, hepsi ıpıssız insansızdı. Aklım ister istemez bundan takribi altı-yedi sene öncesine ışınlandı. Ablam, Melo, Sevgi, Yasemin, Gözde, Elvan, Ertan, Rıdo, Eren, Onur, Serhat, Seda, Kerim, Demet, Deniz, Melissa, Ozan, Can, Esra, Ediz (...)'le beraber her akşam gitarı alıp şantiye binasına, oradan sıkılıp gecenin bir vakti kayalıklara (Rıdo ışıldağını unutmazdı muhakkak), oradan sahile, sahilden herhangi birimizin evine, evlerin balkonuna, bahçesine, terasına sığamazdık adeta. Gün ışıyana dek edilen sohbetler sabahın ilk ışıklarıyla yerini, sandalye üstünde istenmeyen uykulara bırakırdı.

Hüzün kovan kuşu gelir, gecenin yanağına konuverirdi birden ve ay tenli aşık şarkılara karşılık verirdi..

Kemal amcamın nargilesi tüterdi buram buram, bayılırdık aman aman..

Rüya gibi bir yaz biterken, "aşk yeniden" diyebilirdik biz yine de..

Neydi acaba, birarada tutan şey her birimizi...

"Eşşek gibi parlayan yıldız"ı arardı gözler (ki aynı yıldızın eşşek kadar bir posteri, İstanbul'dan İzmir'e yollanacaktı daha sonra).. Gündüzleri pek bilmezdik, oranın çatılarda yaşayan ürkünç baykuşlarına uydurmuştuk çoktan yaşamı. Deniz sefası da, biraraya gelme emeliyle tertiplenen bir organizasyona dönerdi.

Birbirine çakıl taşı atıp bunu oyun haline getirmiş, okey oynarken hile yapmak için yabancı dil kullanmayı marifet bilmiş (RED SEVEN diyorum lan olm!), dubaya yüzmeyi atletizm müsabakasına dönüştürmüş, Georgia Adası'nı düşler ülkesiyle bağdaştırmış, römorkla sahile yolculuğun topluca bokunu çıkarmış, şantiye binası ve kayalıkları kafeterya ortamına dönüştürmüş; kahkahanın, dostluğun, gençliğin, sabahlamanın, içmenin, şarkılarla coşmanın, türkülerle ağlaşmanın, kısa zamanda birbirine deli gibi bağlanmanın kitabını yazmış insanlardık.

Di'li geçmiş zaman kullanmamın, vardır elbet bir nedeni. Şimdi her birimiz bir yerlere dağıldık. Büyüdük, okulu bitirdik, ya da okumaktan vazgeçtik, çalışmaya başladık, evlendik, yurt dışına gittik, kayıplar verdik, olgunlaşmanın sıkıcılığını deneyimledik, çoluk çocuğa karıştık, hayat kavgasını öğrendik, geriye dönemedik, ve en acıtanı da..

Yok bir şey.

"Diyorlar ki bazen geceler boyu
Sayıklarmışım olanları birer birer..."

4 yorum:

elvan dedi ki...

yoktu tarifi o günlerin, kimse anlamazdı; o insansız, o kimsesiz yerden, Allahın unuttuğu köşeden, Çandarlımızdan, Mavikumumuzdan nasıl bir grup insan zevk aldığımızı...hayatı toz pembe yaşadık orda ilk yazlarımızı ve yılbaşımızı... bayrama denk gelmişti o sene yılbaşı herkes ailelerle yenen yemeklerin ardından meloların evine gelmişti...kimimiz içkiyle, ama hepimiz muhabbetle dağıtmıştık o akşam keyfimize diyecek yoktu, o yılbaşı bize yazdan hediyeydi; ilk dostluklarımızın hediyesiydi...sonra savrulduk herbirimiz o günleri hafızalrımızın en canlı yerinde saklayarak... güzel günlerdi :):(

charmofsmyrna dedi ki...

haklısın elvan'cım.. hem de çok güzel günlerdi. burada anlatmaya çalıştıklarım, buzdağının görünen kısmı bile değil.

ayrıca yorumun beni çoook mutlu etti :D

yusufyusuf dedi ki...

Güzel blog...

The Monster Look ©

charmofsmyrna dedi ki...

saolun. sizi tanıyor muyum sevgili yusufyusuf (böyle söyleyince komik oluyormuş yau)?