Ege artık enikonu konuşabiliyor. Tam cümle kuramasa da kelimelerin çoğunu pek ala söylebiliyor. Anlamlarını dahi bilmediklerini taklit yoluyla söylüyor. S harfine genelde Ş, R’ye de Y diyor; bu durum tatlılığını 10.000’e falan katlıyor.
Yalnız.. geçen ayın 22’sinde, hayatım(ız)ın en korkunç gününü yaşamamıza sebep oldu.
Eylül 22, 2008..
Gündüz ablam bana bıraktı; ben baktım kuzucuğuma her zamanki gibi kahvaltıdan sonra. O akşamüstü Çandarlı’ya gidicez altı’mız (babaanem de var). Neyse hazırlandık arabaya bindik ablamı almaya geldik. Bir baktım bizimkinin alnı yanıyor. İlk defa kendim hariç bir canlının ateşinin olduğunu fark ettiğim an’dı. Ablam geldi, durumu söyledim hemen Levent beye götürdük. Muayene tamamlanıp ilaçlar alındıktan sonra yola koyulduk. Yol boyunca ateşi, derecesini korudu (hep 37 kusur).
Yazlığa geldik. Normalde bahçeye dalan, arabasına binip ortalığı talan eden çocuk, bir köşeye pustu. Durmadan çoraplarını çıkarıyordu. Biz yemek yedik, o hala betonun üstüne yatmış durgun durgun bakınıyordu. Saat 20.30 civarı ablam Ege’yi de alıp üst kata uzanmaya çıktı. Sonra bir ses geldi yukardan:
Baba koş, Ege’ye bir şeyler oluyor!!
Nefesimi tutup çıktım. Babam Ege’yi tutmuş, annem n'oluyor diye bağırıyor, ablam “baba gidiyor çocuk” diye ağlıyor, aşağıdan babaanem göğsüne vurarak merdivenleri çıkıyor. Midem bulanmaya başladı. Biraz daha yukarıda kalsam kusacaktım. Ege gitmiş sanki yerine başka bir şey gelmişti. Ağzı yüzü yamulmuş (kasılmış), bana bakıyor ama boş gözlerle. Ağzında gülümseme gibi bir şey ama çok feci, anlatılmaz..
Babam banyoda suyun altına sokuyor, Ege tepkisiz. Ablam gitti oğlum diyor. Ben çığlık atmaya çalışıyorum, göğsümden boğazıma koca bir yumru var. Ağlayamıyorum. Merdivenleri bir inip bir çıkıyorum. Annem sakin görünmeye çabalıyor. Babamın rengi atmış.. Çocuk gidiyor!?!
Neyse babam giysili miysili dinlemeden çocuğu buz gibi suyun altında 2 dakika kadar bekletiyor. Ben aşağıya iniyorum. Ardından babam kireç gibi yüzüyle Ege’yi getiriyor. Durmadan adını söylüyor: tamam oğlum, Ege, Ege, geçti! Hepimiz feryatlarla dışarı atıyoruz kendimizi. Ayağımda ev terlikleri.. Arabanın yanına geliyoruz.
Babam Ege’yi kucağıma veriyor. Sarılıyorum; aklıma binbir türlü şey getirerek, devam eden mide bulantımla.. Dünya sanki ayaklarımın altından kayıyor; Ege’mi tutuyorum, sıkıyorum kollarımda ama bu bana yetmiyor. Kendi sağlığımı oracıkta veresim geliyor ona.. O an ondan daha sağlıklı olmaktan utanıyorum.
Arabaya biniyoruz. Ablam, ben, Ege arkadayız. Ege çıplak. Ablamın kucağında yüzükoyun uyuyor. Ve ilk ağlamasını (tepkisini) duyuyoruz. Sonra hemen komşulardan bir bardak su istiyorum telaşla. Onlara da bulaşıyor telaşım.. Yol boyunca Ege’nin tepesinden aşağı su döküyorum. Her defasında ağlayıp uyuyor hemen. Ben de sırılsıklamım. Titriyorum ama umrumda değil.. Bizimkiler ne para ne bir şey almadan çıkmışlar. Benzin bitse sıçtık o an. Bergama’ya gidiyoruz. Yol uzadıkça uzuyor gözümde. 45 dakika 45 gün gibi geliyor. Sonunda varıyoruz. Güç bela hastaneyi buluyoruz. Ege’m hemen bir odaya götürülüyor ablamın kucağında. O sırada işlemleri yapan annem kendini koyuveriyor; bir saattir tutmuş kendini. Ağlıyor.. Sonra bir hastabakıcı Ege Yıldırım’ın yakını diye bağırıyor uluorta. İçimde bir şeyler eriyor cızz diye.. İğne vuracaklarmış Ege’me, ben gidiyorum koşarak. Kollarından tutuyorum. Kuzum çırılçıplak yatmış yatağa, morarmış soğuktan her yanı. İğnesini vuruyor hemşire ve oradan uzaklaşıyoruz..
Bir saat geçmeden eve varıyoruz. Babaanem? Tek başına. Telefon cevapmalayı dahi bilmez. Çıldırmış kadıncağız. Üstelik sezon olmadığından yazlıkta bir allahın kulu yok?! Neyse bizi görünce daha kapıyı açmadan ağlamaya başlıyor. Ege’yi görünce seviniyor. Hemen o Dakka Ege şebekliklere başlıyor, neşesi yerine gelmiş kuzumun.
O gece gözümde, dünyanın en kıymetli hazinelerinden, en güzel cennetlerden bile daha önemli tek varlığım oluyor Ege.. Gerçi bundan önce de pek farklı olmasa da..
Ettiğim dualarda, kendi ömrümden alınıp onunkine eklenmesini talep eden bir teyzeyim artık. Onun deyzesiyim, Eşin’iyim… O da benim.. Ege’m işte…
27 Ekim 2008 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
urktum ve titredim okurken. tanri annelerine babalarina ve evet teyzelerine bagislasin bebekleri.
ablani dusundum bi an, o an neler hissetmis olabilecegini, gozlerim doldu.
amin ketu'cum..
çok geçmiş olsun. böyle "havale" geçiriyor çocuklar, bizim de hayatımızdan her seferinde bir 10 sene eksiliyor. en son tunca "ev yıkılıyooor, herşey yıkılıyoor" diye halüsinasyonlar görmüştü.
Yorum Gönder