04 Haziran 2008 Çarşamba

Nathan...

Nathan, son zamanlarda başıma gelen bir lütuf/felaket oldu benim için. İlk olarak adını, Ekşi Sözlük'te entry'lerini çok eğlenerek okuduğum sevgili Zkurmus sayesinde duydum. Kanseri Yenmek başlığını, bu minik oğlanın ismine "bkz." vererek doldurmuştu. Ben de baktım...

Çok şey gördüm..
Günlerce, hatta gecelerce okudum. Kimi zaman Susan (annesi), kimi zaman da çaresizliğini dışarı bile vuramayan Luke (babası) oldum.
Yedi yaşıma döndüm. Yedi yaş... Yedi?!?!?

Hayatın acımasız olduğunun zaten bilincindeydim, ama bu kadarını kendim bile kaldıramadım. Çoğu zaman yazıların gerisini okuyamayıp ve zihnime Nathan'ın hep o gülen halini yapıştırıp, tüm bu (olmuş) olanlara anlam veremediğim zamanlarla boğuştum durdum.
Yedi yaşında tarifsiz acılar çeken bir çocuğun son nefesini verişinin bir ceza mı yoksa ödül mü olduğuna koskoca halimle ben bile karar veremedim..

"Neden" sorusu gelip duruyor hep aklıma..

Neden bu güzel çocuk? Neden, nasıl bir adam olacağını göremeyecek asla annesi? Neden o çok sevdiği legolarına bir daha elini dahi süremeyecek? Neden onca acıya, ağrıya, bulantıya, bunalıma, saçma süreçlere (kemoterapi, radyoterapi, operasyonlar vs vs...) katlanmak zorunda kaldı minicik bir beden? Neden birgün olsun içindekileri anlatamadan sessizce çekip gitti buralardan?

Ve neden, adalet sisteminin bu denli boktan olduğu bir dünyada yaşıyoruz???

Seni tanımadım ama çok özlüyorum be kahverengi gözlü, güzel çocuk!..

Huzur içinde yat...

http://www.caringbridge.org/co/nathanmichael/

1 yorum:

Zeynep dedi ki...

Ben de özlüyorum, çok özlüyorum.